yazılar
- 0
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
zaman![]() Sade kahve severim ben. Sade ve sadece su içmek isterim kana kana bugünlerde…Şu yaşam denilen öğreti canımı acıttıkça sadeleşmek isteyenlerdenim belki de…Telefon ve bilgisayarımı fabrika ayarlarına döndürmek, her şeyi en yalın haliyle sevmek, “basic” işler yapmak isteyenlerdenim şimdilerde…Ne kumdan kaleler yapmaktan vazgeçeceğim, ne de öğrendiklerimden çıkardığım dersleri unutacağım ben.Sade kahvemi her yudumlayışımda sabah ve akşam saatlerinde sadeleşme sebeplerimi biliyor ve hayatımı yeniden gözden geçiriyor olacağım. |
keşkeler olmasa hiç![]() Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara ,içine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz? "Ne kadarı benim hayatım" diye soruyor musunuz? Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime.... Ya da ben başkalarının?.. "Aynadakinin ne kadarı ben'im, ne kadarı oynadıklarım? Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine.... Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen.. Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye... Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan...... |
dalış![]() En son ne zaman gökyüzünü seyrettiniz, En son ne zaman kayan bir yıldız görüp dilek tuttunuz, En son ne zaman gökyüzündeki güvercinleri görüp onlarla birlikte olmak istediniz, En son ne zaman bulutları hayvanlara benzettiniz, En son ne zaman ufka bakıp derinlere daldınız, En son ne zaman annenizin sesiyle uyandınız, En son ne zaman patlamış plastik bir topun peşinden koştunuz, En son ne zaman körebe oynadınız, En son ne zaman çelik çomak oynarken düşüp dizinizi yaraladınız, En son ne zaman mahalledeki çocuklarla kavga ettiniz, En son ne zaman çemberi en önce siz çevirdiniz, En son ne zaman şeker yerken dişlerinizin çürüyeceğini düşünmediniz, En son ne zaman bir horoz sesi duydunuz, En son ne zaman yağmurun altında koşup her yerinizi çamura buladınız, En son ne zaman azarladı sizi anneniz, En son ne zaman patlamış mısırın bu kadar güzel olduğunu hissettiniz, En son ne zaman bir rüya gördünüz hep görmek istediğiniz, En son ne zaman sevdiniz saf ve gönülden Ve en son ne zaman düşünmek istemediniz hiç bir şeyi, Sahi en son ne zaman çocuk olmak istediniz? |
gezi![]() Yerin seni çektiği kadar ağırsın,Kanatların çırpındığı kadar hafif,Kalbinin attığı kadar canlısın,Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç,Sevdiklerin kadar iyisin;Nefret ettiklerin kadar kötü..Ne renk olursa olsun kaşın gözün;Karşındakinin gördüğüdür rengin..Yaşadıklarını kar sayma:Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,Sevdiğin kadardır ömrün..Gülebildiğin kadar mutlusun.Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksinSakın bitti sanma her şeyi,Sevdiğin kadar sevileceksin.Güneşin doğuşundandır doğanın sana verdiği değerVe karşındakine değer verdiğin kadar insansın.Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın |
deniz tutkusu![]() İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmış. İnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim. Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim. Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim. İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini, Ondan sonra alışıldığı öğrendim. Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil, kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim. Her ne kadar ince kesersen kes, kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim. Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu son defa son görüşün olabileceğini öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun, yapanlar olduğunu öğrendim. İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim. Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim. Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile büyüdüğünü öğrendim. Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi, onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim. Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim. Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.Kendini de affetmeyi öğrenmelisin. Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim. Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini, ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim. İki kişinin tartışmasının, birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim. Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini. Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim. İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile farklı şeyler görebildiklerini öğrendim. Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, sonuçları önemsemediklerini öğrendim. Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim. Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim. Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim. En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştırıldıklarını öğrendim. İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin çok zor olduğunu öğrendim. Sevmeyi, Ve sevilmeyi öğrendim... Öğrendim... ... |
hayat hep bayram olsa:)![]() Yürüyorum… Ufacık bir pırıltıya doğru yürüyorum. Gittikçe kayboluyor karanlığım. Zaman aleyhime de işlese yavaş ama emin adımlarla yürüyorum. Aslında koşmalıyım aydınlığa doğru. Ama yapmıyorum. Koşarsam yanından geçtiğim şeyleri farkedememekten korkuyorum. Siyahla beyazın orta noktasını kaçırmak istemiyorum. O muhteşem ufuk çizgisini… |
portfolyo![]() Hayat diye bişey var............Nedir, ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yaşadığınızı, günler, kızgın küller gibi bütün duygularınızı kavurup öldürerek mi geçiyor üzerinizden, arzuyla dudağınızı ısırdığınız olmuyor mu hiç, bir müzik sesiyle şöyle bir koltuğunuzda doğrulduğunuz, aniden bir yaz yağmuru gibi boşanıveren sebepsiz sevinçlere inanmıyor musunuz, bir ağaç gölgesinde bir an durmak, bir akşam üstü denize baktığınızda bu sonsuz suların kıpırtısına şaşmak yok mu artık, el ele tutuşmak, bir avucun bir başka avuca dokunmasının yarattığı ürperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, çekildiniz mi bu hayattan, hayatın sizin bulunmadığınız yerlerde yaşandığına mı inanıyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her şeyi, yorgun ruhunuz yeni coşkular için hazır hissetmiyor mu kendini. Delirdiniz mi siz? |
adrenalin![]() Her konuda bir fikri olan eskilerin en azından bir sözü doğru galiba: İnsanın kötü gününde dost bulması zordur.İşler kötüye giderken bir üşüme gelir üstümüze. Sanki birisi üstümüzden yorganı çekip almıştır. Bir yerde yalnızlıktır bizi üşüten. Dünyaya karşı çıplak ve savunmasız olduğumuzu hisseder, bunun bilinciyle tir tir titreriz.Basit şeylerdir istediğimiz: Annemizin ameliyattan çıkmasını beklerken telefonumuz çalsın, haciz memurları gittikten sonra bir el omzumuzu sıksın, sevgilimiz terk ettiği zaman dost bir ses hatırımızı sorsun isteriz.Bunları istemek hakkımızdır bizim.Çünkü insanızdır. Etten, kemikten, evrenin sonsuzluğunda 'kıymet-i harbiyesi' olmayan el kadar bir varlık.Bu yüzden unutmayız kötü gün dostlarımızı. Onlara gönlümüzde özel bir yer açar, isimlerini kişisel tarihimize altın harflerle işleriz. 'Gönül borcu' dediğimiz şey, genellikle bundan doğar. Kötü gün dostlarının bizim için birer mitolojik kahramana dönüşmesinin haklı nedeni de budur.Tabii insan zihninde her şey karşıtıyla var olduğu için, 'iyi gün dostu' kavramı da bunu tamamlayan bir özellik taşır. Hemen tanımlarız iyi gün dostlarını: İşler tıkırındayken yanımızda olup sonra kayıplara karışan birtakım hayırsız kişiler.Ama tamı tamına böyle midir?İyi günlerimizin de dosta ihtiyacı yok mudur? Dahası, iyi gün dostu olmak da özel bir terbiye, birtakım insani meziyetler gerektirmez mi?Aslında cevabın 'evet' olması biraz korkutuyor beni. Dostlarıma iyi günlerinde eşlik etmekte zaman zaman zorlandığımı düşünüyorum çünkü. Buna genellikle sıradan şeyler neden oluyor: Onun o sırada bana ihtiyaç duymadığını düşünüyorum mesela, ya da her zamanki hayırsızlığım tutmuş oluyor, elim telefona gitmiyor bir türlü. Yanlış tabii; insanın iyi gününde de dosta ihtiyacı oluyor. Son yıllarda hem iyi hem de kötü günlerden bol bol nasibini almış biri olarak şunu söyleyebilirim: Ufacık bir şey başarsak bile o an paylaşacağımız bir yakınımız olsun istiyoruz yanımızda. İstiyoruz ki bizimle beraber gülsün, sevinsin ve karşılıklı kadeh kaldıralım; evren için üç kuruşluk değer taşımayan ama hayatımızı biraz olsun çekilir hale getirmiş ... |







